CIA Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze, 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporunun bir bölümünde; “Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis’i ikna ettiğimizde ordu, orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor. Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak, Amerika için sorun olmaz” diyordu.
Hükümet-Meclis-Ordu-Yargı… Türk Milleti’ni ikna edemeyeceklerini düşünerek mi hiç hesaba katmadı, yoksa millet nasılsa kendine ne söylenirse onu yapar diye mi düşündü bilinmez.
Ancak şu anda yürütülmekte olan “yeni açılım”, “barış”, “analar ağlamasın” adları ile anılan, bence “gaflet”, “dalalet” ve hatta “hıyanet” sürecinde kol kola vermiş olan iktidar ve muhalefetin görünürdeki tek dertleri, süreci T.B.M.M çatısı altında, referanduma gerek kalmadan sonuca ulaştırmak. Türk Milleti’nin büyük bir çoğunlukla bu “süreç” denilen saçmalığa karşı olduğunun farkında olmalılar, oldu bittiye getirmeye çalışıyorlar. Türk Milleti olarak biz de parçalara bölündüğümüz için, bu sürece karşı olduğumuzu yeteri kadar yüksek sesle dile getiremiyoruz.
Geçtiğimiz günlerde, yayın kanallarından birinde “N0:24” isimli bir film izledim. Norveç’in nazi almanyası tarafından işgal edilmesini ve sonrasında oluşan direnişi anlatıyordu. Filmin başlangıç sahnesi bence çok çarpıcı idi, çünkü hep aklımda olan ancak bir türlü somut olarak dışa vuramadığım duygularımı anlatıyordu. “Çok hazırlıksız yakalanmıştık, ve bir daha bu kadar hazırlıksız yakalanmamaya karar vermiştik!”
Ben de çok hazırlıksızım, saldırıya uğrayacak olursak ne yapacağımı, kimlerle yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyorum. Ergenekon davaları sürecinde bu tarz planların hazır olduğunu ve kozmik oda da saklandığını, sonrasında düşman tarafından ele geçirildiğini duymuştuk. Planların olduğunu duymak beni biraz rahatlatmıştı. Gerçekten var mıydı, hala geçerli mi, bilmiyorum. Eğer yoksa, bu hazırlıklar bir an önce yapılmalı ve duyurulmalıdır.
Mutlaka ve mutlaka, ulusumuzu, vatanımızı bölmeye yönelik içeriden veya dışarıdan her türlü girişime karşı koyacağımızı, direneceğimizi, izin vermeyeceğizi güçlü bir şekilde belirtmeliyiz. Bu direniş için gerekli tüm yapıları, yasal zemin içerisinde, hızlı bir şekilde hazırlamalıyız. Vatan savunması hiç bir zaman sadece orduya ve polise bırakılamaz, gerekli olduğunda millet olarak onların yanında savaşa katılacağımızı haykırmalıyız. Ülkemizin birliği, bütünlüğü ve varlığına karşı art niyetleri olanlar, Türk Milleti’ni de hesaba katmaları gerektiğini bilmeliler.
“Türk Mukavemet Teşkilatı”nı yeniden kurmalı, binlerce yıllık “Ordu-Millet” geleneğini bir an önce canlandırmalıyız.