Osmanlı İmparatorluğu, savaş araçlarında devrimsel dönüşümlerin yaşandığı 14. yüzyılın başlarında kuruldu. Sıkıştırılmış barutla patlatılan top ve tüfeğin icadı güçler dengesini altüst etmişti.
…
İşte Dersim’in Osmanlı için stratejik önemi buradan geliyordu. Çünkü Dersim, Osmanlı’nın patlayıcı silah üretimi için gereksindiği madde ve madenlerin bulunduğu bölgenin tam ortasında bulunuyordu. Dört yanını saran dağların bir kale ve çevresini kuşatan akarsuların bir hendek gibi yalıttığı Dersim, 14. yüzyılda, pazardan çok kendi gereksinimleri için üretim yapan, kimi tarımcılıkla çoğu hayvancılıkla geçinen aşiretlerin yaşadığı bir yerdi. Patlayıcı silahların icat edilmesinden sonra Dersim, bu silahların üretimi için gerekli madenlerden yoksun fakat bu madenlerin bulunduğu yerlerin tam ortasında bulunmaktan oldukça etkilenecek, öyle ki; 1937-1938’e dek uzanan sorunların tohumu beş altı yüzyıl önce Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş döneminde atılacaktı.
…
Devletin onsuz olunmaz iki dayanağı vardı: Ordu ve maliye
Osmanlı’nın tophaneleri, baruthaneleri ve darphaneleri, önemli ölçüde Dersim dolaylarından çıkartılıp getirilen madenlerle besleniyor, ordusu da maliyesi de bu madenlere muhtaç bulunuyordu.
…
Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu, Şah İsmail ordusu ile 1514 yılında Çaldıran’da karşı karşıya geldiklerinde, madenciliğe dayalı top tüfek gibi patlayıcı silahların, kılıç, mızrak, ok, yay, mancınık gibi geleneksel silahlara üstünlüğü bir kez daha kanıtlanacak; Osmanlı’nın çok sayıda top ve tüfekle donanmış ordusu; az sayıda ateşli silahı bulunan Şah İsmail’in ordusunu yenecekti. Şah İsmail’in emirlerce yönettiği Dersim’e yakın madenler de Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı’nın eline geçmişti.
…
Dersim aşiretleri, yenilgilerine neden olan topların ve güllelerin Dersim çevresinde bulunan maden ocaklarından sağlandığını hiç unutmadılar. Maden demek; silah demek, top, tüfek, gülle demek; gümüş akça ve bakır mangır demekti. Çaldıran savaşından sonra Osmanlı Devleti ne zaman doğudaki komşuları Rusya ya da İran ile savaşa tutuşacak olsa, Dersim’in önde gelen kimi aşiretleri, Osmanlı’nın top tüfek ve para kaynağı olan çevedeki madenlere saldıracaktı.
…
Çaldıran savaşı, 1514’de bitmemiş, değişik zamanlarda değişik biçimlerde yüzyıllar boyu sürmüş, Osmanlı buyruğunda bulunan kimi Dersim aşiretleri, Osmanlı’nın o yöredeki maden üretimini baltalayarak sürdürmüştür. 1500’lere dek kendi silahını kendi yapan, dahası yabancı ülkelere silah satarak önemli bir gelir sağlayan; savaşlara sınırsız top, tüfek, gülle ve mermi ile çıkıp düşmanların ödünü patlatan Osmanlı aradan iki yüzyıl geçmeden topunu, tüfeğini yabancılardan satın alır; gülleyi, mermiyi tane ile dağıtır; cephanesi tükenen askerleri savaştan kaçar bir duruma düşmüştür.
…
Tarihinde yabancı dvletlerden borç almamış olan Osmanlı, 1854-1855 arası Kırım savaşında üç kez İngiltere’den borç almış; borç verenler, alacaklarını güvenceye almak üzere, Osmanlı maliyesine kendi görevlilerini sokarak bütün üretim alanlarını denetlemeye başlamıştı.
…
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlak verince, ayrılıkçı Ermeni örgütlerinin ve Rus ordusunun Dersim’e duydukları ilgi yoğunlaşmıştı. Rus orduları Doğu Anadolu’ya girdikten sonra Dersim’e özel görevliler yollayarak eğer Osmanlı ordusuna saldıracak olurlarsa Dersim’e bağımsızlık vereceklerini bildirmiş; kimi Dersim aşiretleri Rus önerisini benimseyerek Mart 1916’da saldırıya geçmiş; fakat bu aşiretler, Mayıs 1916’da Osmanlı ordusuna yenilerek teslim olmuşlardır.
…
Ekim 1918’de Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkacak, İzmir’in Yunan ordularınca işgali üzerine Mayıs 1919’da kurtuluş ve bağımsızlık için savaş başlayacaktı.
…
Dersim’de 400 yıldır mezhep kimliklerini öne çıkaran aşiretler, Sevr tasarısına umut bağlayan ayrımcı örgütlerce etnik bir kimliğe büründürülerek Ankara’ya karşı kışkırtılacak ve Koçgiri Aşireti’nin adıyla anılan ayaklanma Nisan 1921’de bastırılacaktı.
…
1939’da Osmanlı döneminde, tek “Osmanlı Milleti” tasarımıyla başlayan, fakat emperyalist kışkırtmalarla kesintiye uğrayarak bir türlü gerçekleştirilemeyen “tek yasalı, tek eğitimli, özgür ve eşit yurttaşlar devleti”, emperyalist boyunduruktan kurtulma sürecinde, Atatürk önderliğinde adım adım kurulmuş; “1926 Tek Yasa Devrimi” atılan bu adımların belki de en önemlisi olmuştu. Çünkü yurttaşlık; hangi din, mezhep ve etnik kökenden olursa olsun, ülkedeki herkezin aynı yasayı benimsemesi ve bu yasanın ülkenin her yerinde herkese eşit olarak uygulanması ile gerçekleşebilirdi.
…
Gelgelelim, Türkiye Cumhuriyeti’nin medeni yasasını ellerinin tersiyle iterek, özgür ve eğit yurttaşlığı şiddetle reddeden milyonlar vardı Türkiye’de:
Aşiretler
Aşiret reisleri, Türkiye’nin eşit yurttaşlar cumhuriyetine doğru attığı her adıma, insan ve yurttaş haklarına her bakımdan ters düşen aşiret yasalarını korumak üzere isyan ediyorladı.
…
Özgür ve eşit yurttaşlar cumhuriyetini kurmaya davranan Türkiye; 1938’e dek yurttaşlığa karşı aşiret yasalarını ve düzenini sürdürmeyi amaçlayan aşiret reislerinin çıkardığı, emperyalistlerce “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” imiş gibi gösterilerek desteklenen Şeyh Sait Ayaklanması, Ağrı Ayaklanması gibi çok sayıda aşiret ayaklanması ile uğraşacaktı.
…
Son 400 yılda, yüzlerce kez ayaklanmış, vur-kaç savaşında ustalaşmış kimi Dersim aşiretlerinin reisleri, dört yanı sarp dağlar ve akarsularla çevrili, düzenli ordularca ele geçirilmesi güç doğaya yaslanarak, insan ve yurttaş haklarına düşman aşiret düzenlerini yüzyıllar boyu nasıl sürdürmüşlerse sonsuza dek yine öyle sürdürebileceklerine inanıyorlardı.
Ancak, bu kez öyle olmayacaktı; çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın çöküş ve dağılma sürecini en ince ayrıntılarına dek bilen, Osmanlı sınırları içerisindeki aşiretlerin, Osmanlı Devleti’nin yıkılışında ne denli etkili olduklarını yaşayarak görmüş deneyimli kadrolarca yönetiliyordu.
Sorunun etnik köken ayrılığından değil, hangi etnik kökenden olursa olsun, “aşiret yapısı”ndan kaynaklandığını, aşiret yapısının ancak ve yalnız aşiret üyelerinin insan ve yurttaş haklarına kavuşturulmasıyla çözüleceğini biliyorlardı.
1- Türkiye Köy İktisadiyatı’nda Dersim’de 230 köye egemen olan Seyit Rıza’nın her yıl kendi “Maliye Bakanı” !!! nı İstanbul’a göndererek Dersim’den İstanbul’a gitmiş aşiret üyelerini buldurup, onlardan da vergi aldığı; vermeyenlerin Dersim’de bulunan yakınlarına baskı yaptığı; sahibi olduğu köylerden gelip geçenlerden “toprak bastı” parası bile aldığı bildiriliyordu. Aşiret üyeleri devlete vergi vermiyor fakat aşiret resisi Seyit Rıza’ya vergilerini ödüyorlardı. Devlete askerlik yapmıyor, fakat aşiret reisi Seyit Rıza’nın askerliğini yapıyorlardı. Devletin okullarına gitmiyor, fakat aşiret reisi Seyit Rıza’nın söylevleri ile eğitiliyorlardı. Medeni yasanın miras, evlenme, boşanma, mülkiyet hakkı geçersiz; fakat aşiret reisi Seyit Rıza’nın iki dudağı arasından çıkacak aşiret yasaları temyizi olanaksız kesin hükümler niteliğinde idi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ceza yasaları geçersiz, fakat aşiret reisi Seyit Rıza’nın uyguladığı aşiret cezaları, kan hukuku yürürlükte idi. Devletin aşiret üyelerine ekonomik özgürlüklerini kazandırıp, aşiret reisine bağımlılıktan kurtarmak için dağıttığı topraklar dahi, aşiret yasaları uyarınca hileli satışlar yoluyla aşiret reisi Seyit Rıza’nın malına dönüştürülmüştü.
2- Dersim harekatının Haziran 1938’de başlayan ikinci bölümü, Ağustos 1938’de yabancı ülkelerin Türkiye’deki bütün yabancı ülke askeri ataşelerinin çağrıldığı ve gelip izledikleri “Üçüncü Ordu Tunceli Askeri Manevraları” ile birleştirilmiş ve tüm dünyanın gözleri önünde sürdürülmüştü. Askerin Dersim dağlarında, mağalarında isyancı arama tarama çalışmaları, yabancı ülkelerin askeri ataşeleriyle gazete muhabirleri tarafından notlar alınarak, fotoğraflar çekilerek izlenmiş, harekatın sonuçlandırıldığı 16 Eylül 1938’e dek Dersim’in bütün dağları, dereleri, tepeleri, mağaraları, yabancı devlet görevlilerinin gözleri önünde adım adım taranmış, çatışmalar da yabancı devletlerin gözleri önünde olup bitmişti.
3- Devlet bu isyanı ezici çoğunluğu isyana katılmamış olan Dersimlilerle birlikte bastırmıştı.
Kaynak: “Der-Sim”‘den “Tunç-Eli”‘ye Yurttaş Hakları Devrimi – Cengiz Özakıncı