Bilindik mitolojik hikaye:

Pandora tanrılar tarafından yaratılmış ilk kadındı, kendisine verilen bir sandık ile yeryüzüne gönderilmişti. Ve fakat bu sandığı kesinlikle açmaması emredilmişti. 

Merak galip geldi, sandık açıldı.

Tanrılar tarafından sandığın içine doldurulan bütün kötülükler yeryüzüne saçıldı.

Son pişmanlıkla sandığın kapağı kapatıldı, sadece “umut” sandığın içinde kalmıştı. 

Böylece yeryüzünde insanlar umuttan yoksun kaldı.

CHP VARSA, UMUT VAR!

Birkaç seçim önceydi sanırım, CHP’nin seçim sloganı “CHP varsa, umut var!” dı. Bu sloganı ilk duyduğumda yine bu hikaye gelmişti aklıma.

Bu yazıyı da defalarca yazmak istedim ancak hep kendimi durdurdum.

Zira kötü zamanlardan geçiyorduk, AKP karşısında birleşmek gerekiyordu. CHP karşıtı herkes hemen AKP yandaşı olmakla, Cumhuriyet karşıtı olmakla, vatanını sevmemekle, muhalefete zarar verip, AKP’nin ekmeğine yağ sürmekle suçlanıyordu.

En son yerel seçimler öncesi kendimi yine durdurdum. Bir “umut” her seçim öncesi olduğu gibi yeniden doğmuştu ve CHP’yi eleştirmemek gerekiyordu.

Kim okur, kim dinler, kim umursar bilmiyorum ama, hazır yakında yeni bir seçim yokken, içimi boşaltmak istiyorum.

“CHP varsa, umut var!”, sonucu başarı diye tanımlanan yenilgilerden oluşan serinin kaçıncı seçiminin sloganı idi? Bilmiyorum.

Umut ne idi?

Herkes Pandora’nın hikayesinde bütün kötülükler yeryüzüne dağılırken, umudun içeride kalmasına takılır.

Ben de takılırdım; bir büyüğümün bana dönüp “İyi de kardeşim, madem umut iyi bir şey, neden en başta kötülüklerle dolu bir sandığın içinde idi?” diye sorana kadar…

Cevabı da kendisi verdi (sonradan bu cevabın kendisine ait olmadığını öğrenecektim):

Çünkü iyi gibi düşünülen umut, aslında kötü idi, çekilen ızdırabın süresini uzatıyordu.

Umudu olan beklerdi, her şey bir gün düzelirdi, işler rayına otururdu, her gecenin sabahı vardı, elbet bir kurtarıcı gelirdi. 

Dibe doğru sürükleniyordu ama kurtulmak için hiçbir şey yapmıyordu.

CHP varsa, umut vardı.

ATATÜRK İLE ALDATMAK

CHP, Atatürk’ün partisi idi, cumhuriyeti kuran parti idi. Onu eleştirmek Atatürk’ü eleştirmek, Cumhuriyet düşmanı olmak demekti.

CHP’de ne olursa olsun, Atatürk yolunda oluyordu, o yoldan asla çıkılmıyordu. 

Nasıl çıkılabilirdi ki? “O” kurmuştu, “O”gözlüyordu, “O” gözetiyordu.

Peki CHP nasıl kuruldu? 

Bir sabah kalktık ve ambleminde altı ok ile CHP mi vardı?

Kurtuluşu sağlayan CHP falan değildi, kurtuluştan önce CHP falan diye bir parti de yoktu.

Kurtuluşu, vatanın her yanında, vatansever insanların, bir araya gelerek işgale karşı oluşturduğu örgütler ve bu örgütleri aynı çatı altında toplayabilmeyi başaran “O” deha sağladı.

Kurtuluş mücadelesi veren, Milli Kuvvetler idi, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Dernek’i idi.

Milli Kuvvetler içindeki farklı düşünceleri, değerleri, inançları olan insanlardı. 

Bir ortak paydaları vardı, esaret istemiyorlardı; vatan bir bütündü, bölünmezdi; ya bağımsızlık ya ölümdü!

Kurtuluşu bu insanlar sağladı, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte bu dernek, CHP adını aldı. Sadece bir isim değişikliği idi. Değeri isminde değil, içindeki insanların düşüncelerinde, eylemlerindeydi.

Bugünkü CHP’nin o günkü CHP ile tek benzer yanı, bana göre, her fikirden insanın CHP’nin içinde olması. Ulusalcısı orada, Kemalisti orada, bölücüsü orada, ayrılıkçısı orada, liberali orada, devletçisi orada, dincisi orada, sağcısı orada, solcusu orada, cumhuriyetçisi orada, cemaatçisi orada, kapitalisti orada…

Ama ortak payda yok!

Ağızlarda hep Atatürk var, mücadelede pek Atatürk yok!

PEKİ ATATÜRK CHP’YE NE KADAR GÜVENİYORDU?

“O” deha, cumhuriyetin onuncu yılında, “Nutuk” verdi. Nerede? CHP kurultayında. Kime? Partililere, milletvekillerine, delegelere, adına ne derseniz deyin CHP’lilere…

 Ve onların karşısında durup, gözlerinin içine baka baka ne dedi?

“Ben cumhuriyeti size emanet etmiyorum!” dedi.

“Türk gençliğine emanet ediyorum!” dedi. (Alıntı: Oğuzhan Uğur)

Çünkü bal gibi biliyordu CHP’nin zaman içinde evrilip geleceği hali, bal gibi biliyordu zaman içinde O’nun adını kullanarak ayakta kalmaya çalışacaklarını, bal gibi biliyordu O’nun resminin arkasına gizlenip yolundan çıkacaklarını.

Sayın Banu Avar, bir programında demişti ki: Emperyalizm bir ülkede sadece iktidarları elinde tutmakla yetinmez, yetinemez. Gerektiğinde o iktidarların alternatifi olarak sunulacak muhalefeti de kontrol etmek ister.

Ben üç kere; bir kere CHP’nin resmi internet sitesini kullanarak, bir kere sosyal medyadan takip ettiğim bir milletvekili aracılığı ile, bir kere de doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sosyal medya hesabından, CHP’nin ve yönetiminin kime ve neye hizmet ettiğini sordum. Bugüne kadar yanıt alamadım.

Sessizlik, kabullenmek midir?

Umut varsa, kurtuluş yok!

Yorum bırakın